31 Aralık 2013 Salı

Gel Benim Chanel im Ol Yeni Yeni Yılda



Karşımda laptop, yanımda telefon onun yanında dumanı tüten çayım bi elimde ağzıma tıkıştırmaya çalıştığım mozaik pastam yazımı yazıyorum. Hemde nerde ofiste. İş yerimde.

Koşturmaktan anneciğim ağlardı geçen sene, pratikte takmazdı da ben sinir krizi geçirirdim neyse. Ameliyathane hemşiresi demek ya ölümüne koşmaktır, ya da 10 saatlik ameliyatta öylece durmak dikkatin hiç dağılmadan. Kolay mı can masada ki. Sorumluluk, stres, kan, gözyaşı her şey vardı o yeşil koridorlarda. Başlarda keyifli olsada zamanla her şeyden sıkıldığım gibi orası da sıktı beni. Hergün insanların organlarıyla içli dışlı olmak çokta hoş değildi. Üstelik çok yorucuydu. Akşam ki derslerime gitmek eziyetti ameliyathane yoğun sorumlu hemşirem gitmeyeyim diye gözümün içine bakar, çalışma arkadaşlarım ohhh git git deyip içinden küfür eder.  Tabii ki de kimseyi takmayıp yoluma bakardım ama nereye kadar. Sorumlu hemşirem dertsek olmasa ki ona çokca dua ediyorum 1buçuk yıl değil 1buçuk hafta kalamazdım oralarda. Sonuçta bastım istifayı çıktım hemde ‘’benim hedefim üniversitede kalmak evde ders çalışcam’’ bıdıbıdısıyla. Zaten laf aramızda nerde çalışan çoğunluk kadın orda gırla problem. Bağır çağır kavgalar, cırlamalar bilimum çekememezlikler, sen kötüsün ben iyiyim kavgaları.

Neyse ki bıraktım o işi. Hemşirelikten kurtulmak için elimden geleni yapıyorum. Açıktan halkla ilişkiler okuyorum, sağlık yönetiminde master yapıyorum. Sosyal ve kültürel olarakta fena sayılmam vakti zamanında siyasetle bile azcık ucundan uğraşmışımdır ama gel gör ki hanım teyzelerin evde kalan oğullarına aradıkları hemşire,öğretmen kız katogorisinden  çıkamıyorum. ‘’Hmmm hemşiremiymiş, kamuda mı ay değil mi olsun olsun özeldede iyi para veriyorlar’’ bıraktığımı duyunca ‘’ayyy niye’’ deyip burunlarını sarkıtıp dudaklarını büzüp kafalarını çeviriyorlar. Annem ise o ayrı bi dünya diyorum ya şu an evli ve 4 çocuklu olsam ondan mutlusu olmazdı. Ama napiim anacım hep bi ayaklarının üzerinde duracaksın düsturu hep bi üniversite hayali. Herkes gelinlik hayali kurardı ben plazalarda yönetici olduğumun hayalini sonuçta yerin dibinde hemşirelik yaparken buldum kendimi o ayrı ama amacın torun tombalaksa kızını ev hatunu olarak yetiştirceksin sonra hazır cheesecake ki bile yakar yapa yapa bi makarna bi de salata yapar, acı gerçeğin olarak seninle yaşamaya devam eder.

 Ben şimdi vakıf üniversitelerinde okudum hep. Annemde o yüzden soranlara şöyle diyor ‘’ben alıverdim lisans diplomasını şimdi de kendi alacakmış bi tane yetmiyor sanki’’. Hayır para veriyorsun da diplomayı veriyorlar sanki sanki 5 günde 14 dersi o vermiş gibi bi havalar.  Master paramı kendim ödedim Allah tan ama son taksiti o ödedi. Hesapta hata yaptım daha doğrusu alışveriş neyse işte sonuçta  bundada katkısı var ama çok dile getirmiyor sağolsun ama yorgunum falan deyince kendi düşen ağlamaz  neyine yetmiyordu tek diploma diye kaya atıyor arada o ayrı. Birikim diye diye yedi beni zaten o olsa sadece arkadaşlarıda ne zaman yüzümü görse aynı muhabbet çantalarımın arasında ölücekmişim, satsam para etmezmiş bıdbıd bıd.
 

Bende zaten bi hayalperstlik. Hep ünlü ve zengin olduğumu hayal ediyorum annemi jetlerle götürüyorum istediği yere o ölüp ölüp dirildiğim chanel çantama kavuşuyorum hatta onunla yatıyorum prenseS yatağımda şallarımı her sabah ütülemiyorum çünkü o işi yapan birilerini tutmuşum. Anneme sürekli bu hayallerimden bahsedip kafasını ütülüyorum o da napsın gülüyor. Benim bu hayata sahip olmam için en iyi ihtimal piyangodan para çıkması onu da aldırmıyorum günah diye. Bide bi keresinde tv de görmüştüm piyango vuran adam sokaklara düşmüş dilenci falan Allah korusun bende çarpılırım falan korkumdan almıyorum da aldırmıyorum da. O sebepten bende şimdilik bütün aylığımı bi çantaya yatırıp bütün ay kendimi eve tıkıyorum. İnanır mısın böylesi daha mutluluk verici.

Sonuç: Yeni yılcığım, benim dünümle bugünüm bile aynı neren yeni acaba göreceğiz bakalım. Bi de lütfen bu sene şu gündem durulsun, bi de artık arabamı alayım ya da annem alsın bi de chanel çantama kavuşayım. Dünya barışı, sağlık fln filan onları zaten biliyorsun. Amen!*


Amine!*
311220131046/salı

30 Aralık 2013 Pazartesi

Uyku, Yanık Cheesecake, mutluluk



Twitter da geçende biri şöyle bişey paylaşmış;

- İntiharı düşünüyor musun?

- Sadece sabahları.

İşte beni tanımlayan bir diyalog. Benim için mutluluk uyku. Ama o sırada pratikte uyuduğum için mutluluğumun tadını çıkaramıyorum çünkü uyanma aşamasında hüzüne boğuluyorum.

Sabahları kendimi yataktan spatula ile kazıyorum resmen. Saati sürekli ertelemeler, yorganı daha da bi çekmeler yatağın en dibine girmeler. Başkası benim yerime işe gidecek sanki. İş hayatına geri döneli 2 ay olacak ilk günden bu güne kalkış saatim tam 1 buçuk saat öteledim. Eskiden patronlardan önce gidiyordum ofise şimdi hemen önce. Her sabah klasik eve gidince erken yatarım hayalleriyle yol alıyorum lakin12 den önce yat(a)mıyorum.

Dünya da iki tip insanı ölümüne kıskanmışımdır birincisi yediğiyle Afrika kıtası doyar ama gram fazlalığı yoktur,  ikincisi 3 saat uykuyla çok uyumuşum diyen tipler. Bakıyorum zaten böyle başarılı tipler ceolar cartlar curtlar bi kere sabahın nurunda kalkıyorlar kaçta yatarlarsa yatsınlar aynı horoz gibi sabah ezanıyla başlıyorlar ötmeye pardon güne ve çok az uyuyorlar. Bu durumda kendime bakıyorum bulduğum her fırsatı uykuya çevirme taraftarı biriyim. Kimseyle kahvaltı olayına giremiyorum zaten en fazla brunch en erken 11 de ki 11buçuğa doru ancak olay yerine ulaşıyorum ki o da bana yakınsa diğer türlü ev yansa erken kalkmam haftasonu. Düğüne mi gidersin uyur musun deseler uykuyu tercih ederim ki vakti zamanın da yapmışlığım var. Bırak 6 saati 10 saat uyumak bile bünyeme yetersiz iken ben kim başarı kim.

Eyvallah hırslıyım bişeyi yapmazsın dersen inadına yaparım son gün çalışırım çılgın notlar alırım ama o kadar. Kendimi çokta yoramam hayatın güzel yanlarını sabahın köründe kalkıp gece yarısından sonra eve gelip sadece işe odaklı başarılı mutsuz kadın olamam. Olamam da şu halimden de pek memnun sayılmam.

Bu hafta sonu işten güçten kendinden memnun değilsin hadi şu hazır tatlılardan yap dedim kendime. Seçtim cheese cake havalı olsun dedim hem annemde seviyor. Girdim mutfağa fırında tavukta yapacaktım da annem onu yıkarsın ben koyarım şunu kırarsın  ben yaparım derken lafta ben icraatta annem fırına koydu tavuğu. Ben de attım annemi mutfaktan tatlımı yapmaya başladım. Yok onu bununla çırp dierlerini başka kapta çırp yok onu yuvarla şunu dök derken yaptım.  Attım fırına tarifte de bi saat yazıyor pişme süresi. Bizde o ara yemeğe oturduk güya benim yaptığım tavukla. Sohbet muhabbet baktım 45dakika olmuş bi bakim dedim demez mi olaydım keşke daha önce mi deseydim. Böyle uzaktan gördüm üstü kahverengi yandı diye bastım çığlığı. Annem de hiç hareket yok bi saat olmadı daha diyor fırının kapağını açtım içinden duman yüzüme vurunca tüm sinirlerim boşaldı. Annem hala bi saat diyor bişey olmamıştır diyor ben gel ne olur deyince o da gerçekle yüzleşti yanmıştı tatlım.

Sonra annem fırından çıkardı tatlıyı bunun dışı böyle bişey olmaz dedi. Bende ağlamak için ortamdan uzaklaştım. 1 kaç saat sonra baktım cheesecake in üzerinde ki kömür tabakasını sıyırıyor sonra bi dilim aldı ve yedi bana da yedirdi zorla bi parça. Gerek yok anne dedim yanmış yemek zorunda değilsin  ve o da şöyle dedi; ‘’ne olmuş yani içi çok güzel pişmiş hem sen yansaydın ne yapardım. Kızımın eli değen her şey çok güzeldir’’ dedi. Şimdi Mutluluk nedir diye sorsalar bana ordaydı işte derim, kızının yanık tatlısını yiyen annenin kızıydı mutluluk, tamamiyle bendim.

Sonuç: İçi çiğ dışı kızarmış insanlar var. Rabbim korusun.


Amine!*
301220131231/pazartesi

29 Aralık 2013 Pazar

Mazoşistler Olarak Çok Tatlıyız



Rahat sıkar kimisini. Böyle bi dramlar, gözünde hep bi damla yaşla sürüp gitsin ömrü ister. İşte ben onlardan biriyim. İnsan sex and the city de göz yaşlarını zor tutar mı ben öyleyim. Dün son derse girdik bi hocayla böyle yemeli içmeli açık büfemsi bi atraksiyon oldu sınıfta. Herkes bişey getirdi fln. Yemek eşliğinde ders. Hoca sonunda basit bi konuşma yaptı nasıl içimden ağlamak geliyor anlatamam. Dediği de güzel bi dönemdi. Bu yani. Üstelik ben konuşsam hocam bu dönem çok sıkıcıydı dersde ondan sıkıcıydı iyisin hoşsun ama geçtiğimiz 2 dönemde her şey daha hoştu, ama her türlü sıkıcıydı ama çok şey öğrendim diyecektim ki pasta kesme olayına geçiş yaptılar.

Düşün mesela sabahları işe giderken ki yaklaşık 1 saat yollardayım, film izliyorum/kitap okuyorum ama midem bulanıyor uzun süre bişeye bakınca. Bende müzik dinliyorum bi süre sonra eee o kadar uzun vakit müzik ve sen baş başa kalınca düşünüyorsun. Düşünüyorum da düşüne düşüne kendi ölümümü düşünüyorum. Kaç insan evladı kendi ölümünü düşünüp acı çektirir kendine. ‘’ayy kaç kişi ağlar ardımdan acaba şu gelir mi onu hiç sevmezdim yemesin helvamı herkes çok ağlasın inşA. Duvak koymasınlar tabutuma çok ezikkkk’’ sonra da çokta genç öldüm deyip ağlamamak için kendini zor tutar. Ben bunu yapıyorum utanmasan hüngür hüngür ağlayacağım.

Bi yandan da acayip bencilim. Canım istemezse hayatta yapmam bişeyi ölsem yapmam, uykum varsa yapmam, açsam yapmam, beğenmediysem yapmam. Ama işim olsun diye en uzak olduğum kişiyle bile can ciğer kuzu sarması olup sonra yüzüne dahi bakmam. Düşün canım demişim tüm dertlerimi çözmek için uğraşmış arkadaşım olmuş sen gelme desende bacadan gelirim düğününe demişim sonra sabah uyandığımda uykum var havada çok soğuk deyip uyuyan bi tipim üstelik akşama canım sıkılıp kankimle yemeğe de çıkarım çünkü orda mutluyumdur. Tabii check in yapmam arkadaşımada ayyyy almanyada abim geldi der meseleyi kaparım. Canım bişeyi yapmak istemiyorsa hayatta yapmam yapamam huyum kurusun. 

Herşeyin kolay yolunu bulurum muhakkak bi şekilde yolum açılır Allah ın sevdiği kulu muyum bilmiyorum ama bana çok torpil geçti onu biliyorum. Çok şükür Rabbim ama yine de içim bi sıkılıyor bi sıkılıyor sanırım rahat sıkıyor beni.


Sonuç: whatsApp çıktı mertlik bitti. Bu ne ya hu. Arıyorum açmıyor ama whatsApp tan on saat yazıyor. Bi sinir oluyorum bende hiç bişey yazmıyorum. Anladık iletişim zırt pırtta tek iletişim oysa ifadelerimiz smileylarla sınırlıysa sesimizi unutma noktasındaysak bi dur demek gerekir.


Amine!*
291120132233/pazar

16 Aralık 2013 Pazartesi

Hayırlısı



Komşuluk ilişkilerimiz iyinin üstündedir özellikle bu zamana göre mükemmel. Karşı komşumuzla akraba gibiyiz desem doğru olur 1,5 yaşında ki kızı her fırsatta bizimle çokta seviyoruz minik prensesi. Geçenlerde yine geldiler annesiyle. Hatun kişi 30larında büyük bi aşkla evlenmiş gönlümde yeri daimi olan hoş sohbet biri. Kafalarda uyuyor samimi de ama söylediği söz beni benden aldı.

‘’Artık senin de bebeklerini sevelim.’’ Annemde böyle sherk teki çizmeli kedi gibi gözlerini moniçi moniçi açıp bana bakıyor falan bende her zaman ki geçiştirme taktiği ile ‘’hayırlısı’’ dedim konuyu salladım.

Hayır bunu başka biri dese tamam da her fırsatta aşklarını tazeleyen 30larında evlenmiş çocuk sahibi olmuş sağlam kariyeri olan bi kadından bunu duymak beni parça pinçik etti. Demek ki insanoğlu evlenip bi de çocuk yapınca üzerine ev hayatına dönünce hayata bakış açışı direk değişiyor içinde ki o altın günlerine giden ‘’aaaaa 25inden önce evlenmelisin 30 olmadan da bi çocuk şart’’ diyen kadın fırlıyor. Bu model bi de yeğenim var benim. Samimiyetimiz gani gani lakin hala beni değiştirmeye çalışır. Her gelişinde büyük bir umutla aşk hayatımda bi atraksiyon var mı diye sorar olmadı görücü usulü mü denesen der. Hayali benimde onun gibi evli çocuklu olup eşlerimiz çocuklarımız beraber mutualist yaşamlar kurmamız. Tabii bahsettiğim bu kız genetikte master yapıyor.

Aslında 20 li yaşlarımın başında çok sıcak baktığım konulardı bunlar aklımın bi karış değil bulutlara yakın olduğu ‘’geç olmadan evlenmeliyim ayyy erken anne olayım’’  dediğim dönemlerdi. Sonra sanki evde kalmışım gibi tavsiye üzerine tanıştığım adamla evlenip neredeyse İstanbul dışında yerleşecektim ki 3 haftada adam kendini gösterdi. Yok bilmem ne cemaatine üyeymiş yok şu şartları varmış yok onu bırak yok şunu aç derken, ışıklar yandı ve 1 haftada 1 kere görüp evlenmeye karar verdiğim adamdan 3. Hafta da 3. Görüşmede ayrıldım Allah korudu. Şaka gibi ama gerçek. O zaman anladım zaten benim bu tür atraksiyonlarla aramın olmadığını. Bekle kızım dedim kendimeaşkı gelmez belki ama sen bekle böylesinden katkat iyidir. En azından karınca misali yolunda ölürsün.

Bi de mahalle baskısı gerçeği var her konuşulan akrabanın fix sorusu haline gelen ‘’ımmm bişey yok mu’’ sorusuna senin ilk başlarda okuyorum master yapıyorum çalışıyorum düşünmüyorum falan demelerini bi süre sonra kimse anlamayınca ‘’kısmet bu işler’’ deyip kısa kesmeceye dönüyor.

Birilerinin kafasında var olan kalıpla sizi şekillendirmeye çalışıyorlar. Kim nerden icat etmiş bilmiyorum ama eğitimlisi de eğitimsizi de aynı beklenti içinde ‘’iyi eş iyi anne ol, ne olursa olsun aile kur’’. O anda ki mutluluğun yetmiyor kimseye. Bi de bunlara sahip olunca seninde değişmen bekleniyor mesela evli çocuklu musun böyle çocuğum var kıyafetleri giymelisin daha ağır daha renksiz, ben evli çocukluyum diye bağırmalı kıyafetlerin tavrın 500metre öteden yoksa olmaz. Öyle gösterişli kıyafetler olmamalı ama evin yıkılmalı parıltıdan sonuçta gelen giden konu, komşu, akraba silsilesi kusursuz ailene yaraşır kusursuz mobilyalar görmeli di mi ama?

Demem o ki sen ne olursan ol anne eş olmadan hiçbişeysin. Tabii birilerine göre.

Sonuç: en kazık dersden en kazığından finalim var oturmuş blog yazıyorum. Üstelik, korkarım ki sadece kendim yazıp kendim oynuyorum/okuyorum. Olsun ben’im bu sadece ben.

Amine!*
161220131021/pazartesi

13 Aralık 2013 Cuma

Günlerden Çok Bunalım



Markete tek bir amaç için gittim ped almaya. Ama soramadım buraya yazmak ne kadar kolaysa gidip markette çalışan o çocuğa ped nerde diye soramadım. Kendim buldum çilekli çikolatamı da aldım ve çıktım.

Bizi hayatta tutan sözlerimizi seçmemize sebep olan neydi. Yani pedin yerini sormama engel olan neydi ya da hayallerimin peşinden gitmemi engelleyen?

Kar kış ped derken bunalıma girdim sanırım.

İş yerinde sıcak sıcak oturmuş mailleri atarken aniden kürkümü giyip buz gibi havada en yakın dostumu arayıp zırlamamın başka bi açıklaması olabilir mi. Var aslında. Yaşamda birilerinin olmak için her şeyini vereceği şeylere sahipken bu bencilliğimin ve mutsuzluğumun sebebi ne gerçekten bilmiyorum. Tek bildiğim mutsuz olduğum. Ve beni suçlamayacak, bazıları gibi kendi dertlerini aniden anlatıp seninkiler de ne ki demeyecek (bilirsiniz o sinir bozucu tipleri her şey onlardadır ve her şey onlara zordur) birini aradım ki bence o benim kardeşim.

Üniversiteye giderken yıllarca vapurla giden ki bence şimdi daha çok fark ediyorum en büyük şanslarımdan biriydi bana yoldaş olan dost olan hatta türküler söyleyen en yakın arkadaşım. O yollarda okulu bırakmayı defalarca konuşup sonuna kadar gidip diplomamızı aldığımız dostum. Neden bırakmadık yani sevmiyoruz yapamıycaz neden bırakmadık diye sordum o da bilmiyordu benim gibi. O da masa başı sıkıcı bi iş buldu benim gibi pazartesi başlıyor. Ama o benim aksine hayatının aşkıyla evli. İkiside evlenecek tipler değildi ama aşk J

Onun dışında aynıyız sanırım. Ona evlenemek istemediğimi sahip olduğum her şeye rağmen mutsuz olduğumu söyledim. Beni mutsuz eden insanları hayatımdan atamadığımı söyledim ve ağladım. O da dinledi ve anladı. Ben yine zırladım. En son ilerde çocuğum olduğunda ölürsem ona siz bakın istiyorum dediğimde azcık delirmiş olabilir ama anladı biliyorum.

Şu an çayımı içip çilekli çikolatımı yerken tek düşündüğüm sevgilim yokken evlenmeyi istemiyorken bile gelecekte ki beni öldürüp yine gelecekte ki çocuğumu en yakın arkadaşlarıma emanet etmek istediğim. Kendime bi kaktüs almalıyım sanırım.

Hayallerim için henüz geç değil ve toplumun benden beklediği kişi olmakta beni mutsuz edecekken kendi istediğim kişi olmaya çalışmanın zor olmasına rağmen en azından beni mutlu etmesi gerekmiyor mu? Tek bildiğim mutlu olmadığı.

Belki mevsimliktir kış biter bahar gelir bende gelecekte öleceğimi düşünüp bunu dert etmem belki de kış kutuplarda olduğu gibi hiç bitmez ve ben yine bi çaresini bulurum di mi? Her zaman ki gibi? Ya da arkadaşımı aramak yerine ona gider çay içer ağlar zırlar ve çılgınlar gibi gülüp yine mutsuz ama sahip olduğu dostları annesi ve babası için şükretmeye devam eden kız olurum.

Kim bilir.

Sonuç: yazı sevmem ama kışı hiç hiç hiç sevmem.

Amine!*
131220131533/cuma