15 Temmuz 2012 Pazar

Çoraplarım rengarenk, ruhum renkli.






Hayatın içinde tercihini spor ayakkabıdan ve turevlerinden yana kullanmayan topuklu ayakkabılar ve babetlerle ayakları mutluluğu bulan bı bünyeyim.Bundan sebep olsa gerek şekilli rengarenk çoraplari gıymedım gıyemedim.Ama ne zaman kı iş hayatına hızlı bı giriş yaptım is ortamından kaynaklı çoraplara geçiş yaptım.

Zaten forma giydiğimiz için tek eğlencemiz çoraplarım.Çeşitli şekiller, bocukler, ınekcıkler, kalpler sonra parlayanlar çeşit çeşit renkler…

Tek düzelıkten hoşlanmayan ben formalara mahkum olunca çareyi çoraplarda buldum şöyleki insanların sabahın köründe farkında olmadan tekleme giyip sonra utançla degiştirmeleri kı çoğumuzun basına gelmiştir ben bunu bilerek ve kasten yapıorm.Her gün çoraplarımın sağını ve solunu tekleme gıyıyorum.Once Annem kızdı “deli zannedecekler seni” dedi, yöneticim hem güldü “kimse seni almaz evde kalırsin” şeklinde yaklaşırken, is arkadaşlarım “aklınla zorun mu var” dediler hatta “deli” diyende oldu.Ben vazgeçmedım tabii ne mı oldu geçenlerde aceleyle evden çıkarken çorapları teklemeyı unutup aynı gıyince nedenini sormaktan alamadı insanlar kendi “böyle olmuor Amine” dediler (: Hatta çorapların uyumu dahi tartışma konusu olabilior artık.İnsanların yüzünde tebessüme sebep oluor o apayrı zaten.

Çok akıllıca olmadığının farkındayım elbette ama uzun süredir bu şekilde çalışan biri olarak söylüyorum kı işlerin ters gitmesi, uguırsuzluk getirmesi vs vs vs. batıl inançların dayanağı yok bizzat test ettim onayladım rahat olun (:

Kurallar kıstaslar var elbette ama giydiğim çoraba, tuttugum takıma, hayatımdan çıkardıklarıma ve hayatıma aldıklarımada kimse karış(a)maz.Allahukebira! O (c.c) bilir herşeyi günde 5 kez beni huzuruna çağıran her halimi arz ettiğim Rabbım istemezse o çorabı tekleme değil ayağıma dahi geçiremem o sebepten herkes kendi düzenine baksin ya da duzensızlığıne! Ben ve tekleme çoraplarım çok mutluyuz is arkadaşlarımda seviorlar çoraplarımı daha ne olsun :):):)Bı tek annem kabullenemedi bu durumu o ayrı (:

Sonuç:Ben o değilimmmm diye bağırmak ıstedıklerım var sonra vazgecıyorm onlar beni bilmesede olur/yanlış bılse ne olur..


Amine !*
0107120120317/pazar

24 Nisan 2012 Salı

hanımhanımcık olmak isterken "tavus kuş"u oldum.

2 ay olacak ise başlayalı.Ben dahil kimse ınanamiyor bu gerçeğe.Herkesin uyandıgı saatte yatan, ikindi vakti uyanan, bulusmalarını uyanamadığından kahvaltı sofralarına tasıyamayan, ya gezen tozan ya da uyuyan ben çalısiorm ve paslarımdan arınıyorum artık.

İşlerin klasiklerinden biri eğitimlerdır kı bnm mesleğim için yenilenmek şart bundan sebep 5 mart da bir eğitim programıyla ise başladım.Oryantasyon programıyla da bismillah dedik.Kişiliklerimizle ilgili bı anket yaptılar yunus balığı, baykuş, tavus kuşu vb tanımlamalar vardı.Ben tabii tüm takılarımla şıkır şıkır hatta tıkır tıkır yerimi aldım.Herkes yunus balığı fln çıkarken koskoca salonda tek tavus kuşu profilinin bende çıkması elim havada öylece kalmam ayrı bı güzelliktı tabii.Renkli heyecanlı ziyadesiyle romantik mantıktan çok duygularıyla karar veren bı karaktermisim.Eğitimci fazlaca kullandığım jestlerim ve şıkırdayan takılarımdan sebep olsa gerek ewet sen "tavus kuşu" sun dedi.Salondakileri güldürdük mü güldürdük.İnsanları gülümsetmek sevap bende bunu bu şekilde gerçekleştirmiş oldum o ayrı.

İlk is günümde tavus kuşu oldum kısacası.Aslında amacım "cool" görünüp söyle ağır başlı hanım hanımcık kız olmaktı ondan sebep azcık konuşup daha çok dinledim, yorum yapmaktan ölümüne kaçtım sustum da sustum amacım ben o renkli kuş değilim yunusum aslında diye vucut dilimle bas bas bağırmaktı.Sonuç mu tabii kı yalan oldu şu aralar etrafta gülümseyen şıkırdayan ve şakiyan bi kız olarak sevgi pıtırcıkları yayarak dolaşıyorum.İşime duyduğum heyecan olaya ayrı atraksiyon katıyor, enerjimden kaynaklı yürümekten ziyade koşarak zıplayarak hatta hoplayarak yapıorm yapmam gereken işlerimi.Demem o ki fakülteye başladığımda da denedigim bu "cool" luk olayı bana göre değilmiş sonuçta neşeli heyecanlı "tavus kuşu" gibi renkliyim saklamaya gerek yok özellikle kendimi kandırmama hiç gerek yok.Ne ise halimiz odur cemalimiz dı mı ama!(:


Sonuç: İnsanlar ikiye ayrılır duygularıyla yaşayanlar, duygusuz yaşayanlar. Bı de çıkarları için yaşayanlar var onları insanlığın içine almıorm ben.


Amine!*
24042012/2159

29 Şubat 2012 Çarşamba

Dayım ülkücü, Halam Almancı, eniştem solcuydu.

28 şubatla ilgli konuşacak son kişi değilim ama ilk kişide değilim.O süreçte ilkokul sıralarında küçük bi kız çocuğuydum.Neler olduğunu idrak edicek durumda degıldım tam anlamıyla ama o acıyı hıssedıyordum.

Babamıın bildim bileli sakkalları vardı ve ben onları her daim çok sevmişimdir.Annem de Hiçbir zaman pardesesünden vazgeçmemiştir.Bundan dolayı olsa gerek ilkokul öğretmenimin bana baban ''şeriat'' gelsin ister mi Türkiye ye İran gibi olalım mı diye sorduğunu çok net hatırlıyorum.Hocamla yıllar sonra karşılaştığımda başörtülü halimi görüp şaşırmamış hatta erkenden evlenmedin di mi diye sormuş üniversite sıralarında olduğumu öğrendiğinde ise şaşırmıştı.

Yıllar boyunca bildiğim tek şey üniversiteye gidecek olmamdı.Bi davanın peşinde yıllarca koşan ve 28 şubat sürecini çok iyi bilen ablam değişimin beyinlerde olduğunu, tabir i caizse güçte olduğunu bilirdi.Üniversite sıralarında başörtümü kimliğimi ruhumu bi odada bıraktığımda en iyi o zaman anladım ''post modern'' darbeyi, neden bu sıralarda bu acıyı çektiğimi.

Çocukluğunun bi kısmı yurtdışında geçen, laik bi çevrede nüyüyen, dayısı ülkücü, halası almancı, eniştesi solcu, annesi babası hacı olan 20 li yaşlarını süren bi kızım.Çok sesli bi çevrenin özgür düşünebilen kızıyım.O sebepten güçlü olan tarafta olmadım hiç bi zaman çünkü muhalefette her zaman bi ''dost'' vardı muhakkak, ezilen tarafta bi ''can'' vardı muhakkak.

O sebepten yaşın kaç olursa olsun, hatta varlığın olmasa da bu alemde, o ruh acısını unutmazsın Sen unutsan aynada ki bi çift göz unutmaz, unutmak istesen başörtün hatırlatır baban hatırlatır annen hatırlatır.


Sonuç:Evet okudum bi mesleğim var.Gücümde var.Hayatlarına dokunabileceğim kalplerde ve ben hiç unutmadım.Ama şu düsturdanda ayrılmadım ''Bin kere zulme uğrasan da bir kere zalim olma!''



Amine !*
28022012/2213salı

25 Şubat 2012 Cumartesi

hi hı "cnmcm" ben saygısızım.

Etrafıma bi baktım herkes bi hoşgörülü böyle eleştiriye açıklar melek gibiler maşAllah.Tamam hepsi belgesel izlemiyor yalan yok ama asla adını feriha koydum u izlemiyorlar(diznin reytinglerini tek başıma ben tavan yapıorm).Tv izleyeceklerse tartışma programı izleyen kültürleri öyle böyle değil fena halde olan cihangirli bünyeler..Zaten tv izlemiyorlar boş vakitlerde genelde tiyatroya gidiorlar o anlaşılmaz olan oyunlara sanatsal yönü ağır olanlara evdeki plazma tvleri de konu komşuya hava olsun diye var.

Kendime bi baktım aman Allah ım bu dünya ya ait değilim kesinlikle.Bi kere adını feriha koydum mu izliyorum onun dışında bu aralar leyla ile mecnuna da acayip sarmış durumdayım(öyle ki mecnun sedefle olsun ne olur diye dua bile ediorm).Tartışma programlarına gelince o programlara katılanları twitterdan takip ediyorum hı hı o derece aynı seviyede değiliz, yerlerdeyim ben yazık bana.

Herkesin fikirlerine saygılı olmak zorundayız düsturu vardır bi de çoğumuz da kullanırız bana göre anlamsız olan bu cümleyi.Kim ne zaman nasıl söylemiş bilmiyorum ama yok tatlım ben o kadar saygı duyan biri değilim.Olamamda.Adam yalan söylüyorsa ona nasıl saygı duyabilirim ya da cinayet işlemiş sebebi de çocukken babasının terk etmesiymiş ''ahh canım kıyamammm adam cinayet işlemekte haklı saygı duymalıyız mı'' diyeceğiz yani. (bu cinayetli örnek te izlediğim yabancı dizlerin bilinç altımdan fırlayışının eseri olsa gerek csı olsun criminal minds olsun ayrı severim, hı hı yabancı dizide izliyorum).

Hayatım boyunca zaten eleştiriye açık biride olmadım hiç bi zaman.Karşımda ki eleştirirken kafada vereceğim cevabı hazırlardım hep hala da öyle ki o da sözüne değer verdiğim kişilerdir, diğerlerini zaten hiç dinlemem.Geçenlerde bi arkadaşımın dediği gibi dinliyormuş gibi yapmak konusunda iyiyimdir.Konuyla alakasız olacak ama üniversite yıllarında dersde gözüm açık uyuduğunda olmuştur.İstişare ederim ama bildiğimi okurum acı mı çekicem çok mu mutlu olucam ya da dibe mi vurucam belki de zirve olacak yerim her ne olcaksa bunların tüm sorumluluğunu tek başıma alabilirim.Hayatımda ki hiç bi durumdan kimseyi sorumlu tutmadım tutmamda inşAllah.Akrabanla iş yapma, arkadaşlarının gazına gelme diye boşuna dememişler.

Özellikle kıyafetlerim, fikirlerim, arkadaş çevrem ve hatta çok sevmesemde işimle ilgili eleştirileri zerre dikkate almam.Bahsettiğim fikir alışverişi değil yanlış anlaşılmasın eleştiri durumu.Benim dünyama ait benim kıymetlilerimle ilgili olumsuz fikir beyan edebilecek durumda değildir hiç kimse.Kıyafetlerime laf söyleyip şallarımı beğenmeyip aynısını alan tipler gördüm, fikirlerime laf söyleyip ortamına göre konuşan bukelamun ruhlu adamlar da tanıdım, arkadaş çevremi eleştirip aşık olduğu adam için onun arkadaşlarıyla kanka olanlar kendi dostlarına sırt çevirenler tanıdım, aynı yatakta yattım dediği dostlarının arkasından atıp tutan düşman olup sırtından vurup sonra da çıkarlar uğruna belki de koltuk uğruna el sıkışanları biliyorum, işimle ilgili eleştirilere gelince ben insanlığa hizmet ediyorum onlarsa 3 kuruşa kapitalizme kölelik yapıyorlar hem sevmesemde iş benim işim biri eleştircekse ben eleştiririm di mi ama.

Demem o ki ben birazcık narsist ziyadesiyle şımarık ve ''ben''cil bi bünye olabilirim.Hatta laf aramızda yolda yürüken bi mağzaya girdiğimde fln neden acaba kırmızı halı sermiyorlar ayaklarımın altına diye düşündüğüm vakitler olmuyor değil.Eleştiriyi kabul edemez halim bunlardan sebep değil tamam az biraz bunlarında etkisi olabilir ama asıl mesele tabir i caizse kimsenin kendi eksik ve yanlışlarına bakmadan sağa sola sallaması.Hakkı söylemek adı altında yapanlara ayrı bi tahammülsüzliğüm var o sebepten sen nereye sallarsan salla ben seni ne seviyor ne saygı duyuyor ne de dinliyorum.

Hı hı ''cnmcm'' saygısız şeytan ruhlu kötü bi kızım ben sende meleksin hak yolundasın teyyy teyy teyy.Yürü tatlım kim tutar seni, sadece benden yana yürüme yeter.

Sonuç:20 li yaşlarını süren kazık kadar kız oldum ama hala annemden tırsıyorum üstelik modern de olamadık bu ultraçağdaş insanların arasında çünkü annem hala arkadaşım değil bildiğin anne ya hu arada terliği havada uçuşa bile geçiyor.

Amine!*
25022012/2146cumartesi



20 Şubat 2012 Pazartesi

kendim oldum, işi aldım.


Her ne kadar ''yok ya hu ben bu işi yapmıycam'',''sevmiyorum mesleğimi'' falan filan desemde iş görüşmelerine gittim bazılarını ektim ki bu kesinlikle yanlış ama ektim napiim gidemedim.

İlk iş görüşmeme ''aman işe girmiycem nasıl olsa iş görüşmesi tecrübem olsun puhahah kihhh kihhh'' şeklinde gittim.Hem herkesin sürekli ''niye çalışmıyorsun ya hu'' demesinden de tek kelimeyle bezmiştim bundan sebep ''iş görüşmesine gidiorm bak olmuyor'' demek için de gittim ayrıca açıklama yapmaktan daha kolaydı bu cümleyi kurmak.

Hatta o gün için arkadaşımla plan yaptım amaç gezmek ve tozmaktı iş görüşmesi ise minik bi ayrıntı en görünmez olanından işte o sebepten leoparlı babetlerim mor trançkotum ve en çift renklisinden ipek şalımı takıp gittim görüşmeye.Görüşmeye girdiğimde bi sürü yüzle karşılaştım iyi tarafı gülümsüyor olmalarıydı neyse bana bizimle ilgili bilginiz var mı diorlar ''ı ıh nette gördüm başvurdum''diyorum, sağolsunlar kendileriyle ilgili bilgi verdiler bu arada isimleri yabancı hafiften o sebepten zaten olmaz başörtülü çalışamam diye daha bi rahatım nasıl olsa olmaz diye içimden geldiği gibi konuşuyorum.Tam görüşme bitti ''bu arada başörtülü çalışabilirsiniz burada biliyorsunuz di mi'' dediler, bi şaşırdım ardındanda en patavatsız halimle ''yok aslında yabancı sermayeli bi kurum olduğunuzu düşündüm o sebepten ihtimal vermedim'' dedim, herkesin ''bu kız niye burda acep'' bakışları altında odadan çıktım.Günün geri kalanında gezdim tozdum ondan sonra ki günlerde bi kaç iş görüşmesine gittim bi kaç iş görüşmesini ektim günler geçti hatta yaklaşık 60 gün geçti.Bu arada bi kaç araştırma sonucunda gördüm ki ilk görüşmeye gittiğim malum yer muhteşem! ve gün geçtikçe onlar geri dönmedikçe ilk önce leoparlı babaetlerimden pişman oldum sonra trençkotumdan sonra şalımdan sonra hiç araştırma yapmadan gittiğim için sonra da fazlaca rahat olmamdan.

Sonunda geçen haftaaradılar ve bi cumartesi günü görüşmeye gittim.Baktım ki aslında iyi ki de o renkli ve en kendim halimle oraya gitmişim.Çünkü ikinci görüşmeye girdiğim anda hatırladılar beni.Bu sefer de nar çiçeği pardüsemle karşılarında oturuordum leoparlı minik çantamda masanın üzerindeydi üstelik.Biraz sohbet ettik,güldük.İstediğim bölümü değilde başka bi bölümü teklif ettiler bende oranın ''fıtrat''ıma uygun olmadığını söyledim istediğim bölümden emindim sanırım onlarda bana inandılar sonra mı bi baktım belgeleri imzalıyorum üstelik istediğim bölümden başlıyorum.

Demem o ki ne istemediğimi çok iyi biliyordum ona göre yapabileceklerimi belirledim.Şu anda da istediğim noktadan başlıyorum.Heyecanım ve mutluluğum tavan çok şükür.Ama çalışmaya başladıktan sonra ne olur bilmiyorum bakarsın aşık olurum işime bakarsın başka bi bölümde şansımı denerim.

Hep derim hayatta ne istediğimi bilmiyorum ama ne istemediğimi çok iyi biliyorum.

Sonuç:Geçenlerde siyah bi pardesü alıyım hani böyle bi ağırlık gelsin bi böyle ağırbaşlı olayım dedim sonuçta 20 li yaşlarımı yaşıyorum ne de olsa, siyahla renkli kimliğimi dengeleyim dedim.Mağzadan çıkarken narçiçeği bi pardesü vardı çantamda.Zaten denge kim ben kim mutluyum böyle uçlardan.

Amine !*
17022012/2113cuma

7 Şubat 2012 Salı

Yeni koltuklarımızı ben seçtim.


Evin sultanı an itibariyle öyle bir geçer zaman ki yi izlerken aklıma istanbulun karla kaplandığı daha doğrusu karla savaştığı geçen haftaya dair birkaç kelam edesim geldi.

Şu karla kaplı yokuştan aşağı kaymak dışında salonun dekorasyonunu değiştirdik geçen hafta.Karda kışta ne iş demeyin benin çok akıllı olduğum söylenemez zaten.

Cici annemlerde kahvaltı keyfi yaptıktan sonra kendimizi kahvaltı sonrası bi dedikoduya atacakken ciciannemin yakın bi yerlerde bi showroom da gördüğü takımlardan bahsetmesi üzerine ben zaten alışverişe her türlü varım kar demedik kış demedik evin sultanı, cici annem, ciciannemin oğlu ve ben attık kendimizi karla kaplı yollara.

Çok uzak değildi zaten neyse ulaştık showrooma elinde çay bardağıyla bir hatun karşıladı bizi kimse yoktu içerde çok katlı olduğundan bizi eleki çayıyla birlikte en üst kata çıkardı.Bakıyoruz koltuk takımlarına tabii ben ayrı annem ayrı dünyada bu görevli hatun kişi annemin tepesinden ayrılmıyor.Arada annemle bir araya gelip istişare yapıyoruz hatun kişiye soru soruyoruz ama beni ciddiye almıyor sorularım havada asılı kalıyor zavallıcıklar.Bi sinir oldum anlatamam.

Bu arada annem beyaz, krem rengi tonlarında hatta açık renk hangi koltuk takımı varsa onların peşinde bende fransız tarzı severim o tarz bişeyler bakıyorum, dizilerin etkisiyle mi böyle oymalı takımlara bakıyorum ama annemin ruhu benden genç baktığı takımlar cıvıltı şeklinde.

Bütün katları gezdik baktık tabii görevli olan hatun kişi göz ucuyla bana baksada kaale aldığı kişi ben değilim.Baktığımız takımlardan birine aşık oldum.Annem bi başkasına bakıyor uzun süredirde oradayız artık karar vermeliyiz.Ciciannem fikir beyan etmiyor o da o sıra kendi oturma odası için bişeyler bakıyor falan elinde çay bardağı olan hatun kişiye kararımızı söyliycez annemle istişare ettik sağolsun benim beğendiğim koltuk takımını içine çok sinmesede tamam dedi.Emin misin diye sordu bende aşık olduğumu söyledim(yazıcı burda aşık oldum derken mecaz gibi abartma sanatı gibi bişey yapıyor).

Elinde çay bardağı olan hatun kişiyle bir araya geldik tamam dedim zırt takımı beğendik alıyoruz hmmm dedi baktı uzun uzun tam o sıra da ben çay bardağını alıp içinde kalan çayı başından aşağı döktüm kadın ciyaklıyor ciciannem olaya müdahale ediyor falan annemin sesiyle gerçeğe geri döndüm ''kızım zırt takımını beğendi o olacak'' dedi, hatun kişi ilk o zaman gülümsedi.

İşlemler sırasında sohbet ederken görevli hatun kişi ile (alıyoruz artık takımları tabii samimi olmaya çalışıyordu ben hiç yüz vermedim ) insanların evlerine ''görücü'' gelicek diye koltuk ve yemek takımı almaya geldiklerini öğrendik çok şaşırdık bi o kadar da güldük.Aslında gülsem mi ağlasam mı durumu insanların bu durumlarda bile bi sürü yüz takmaları hatta sahteleşmeleri ne kadar acı.



Sonuç:20 küsür yıllık koltuk takımımız gitti tabii yenisi gelince.Yeni güzel hoşta böyle bi heyecana sebep oluyor daha güzel oluyor falan da eski giderkende bi hüzün oluyorsun anılar yaşananlar o koltuklara baktıkça hafızana dolan bi sürü bi sürü fotoğraf falan filan.Yine de eski koltuklar gelse istemem onları seviyordum tamam ama yeni gelenlere aşık oldum.



Amine !*
07022012/2224salı

2 Şubat 2012 Perşembe

iş güç yanında da mutluluk olsun.


Hayatta tek bir iş yapacaksın ve en iyisini yapacaksın.Genel söylem budur.Sanki herkes istediği işi istediği hayatı yaşıyormuş gibi.Kendimden biliyorum Haziran ayında bi fakültenin bi bölümünden mezun oldum.Üstelik her açıdan tatmin edici bi mesleğim var lakin aylardır çalışmıyorum çünkü mesleğimi sevmiyorum işin korkunç tarafı şu ki en başa dönsem ne seçersin dediklerinde ne istediğimi de bilmiyorum yani büyük bi aşkla hangi mesleği yapardım bilmiyorum.Hangimiz biliyor ki.

Okula ilk başladığım dönemlerde böyle değildim üniversiteye gidiyorum arkadaşlar gezmeler tozmalar stajlar teyyy teyy teyyy modundaydım.Kulüp çalışmalarımı dersin dünyayı kurtarmak için üye olduğum zırt pırt yerler mi dersin heryerde vardım.Hem okudum hem çalıştım hem eğlendim kısacası lakin dördüncü sınıfa geldiğimde bi baktım ki okul bitiyor, üstelik çocukluğumdan beri bildiğim ve emin olduğum tek şey üniversiteye gidecek olmamdı büyüklerimizin vasiyeti gibi bişeydi bu bize ama bitmişti yani hedefe ulaşmış okulu bitirmiştim ve daha da kötüsü ben hayatımı bu işi yaparak geçirmek istemiyordum hala da istemiyorum.

Geçenlerde dostlarımdann biriyle tatile gittik daha doğrusu onun üç gün izni vardı attık kendimizi altınoluğa ve kesinlikle hayatımda geçirdiğim muhteşem vakitler arasında ilk üçe girer o kadar eğlenceli o kadar kafa dinlendirici vakitler geçirdim.Ama sonradan öğrendim ki dost kişisinin zihninde sürekli işe gitme fikri orda ki mutsuzluğu varmış bu durumda da benim tatilden aldığım lezzetin yüzde ellisini alamamış belki de.

Geçenlerde gittiğim bi iş görüşmesinde mesleğimi on yıl sonra nerede gördüğümü sordular bende teknolojinin geliştiğini belki de ilerde bize ihtiyaç olmayacağını söyledim karşımdaki yetkilinin pek hoşuna gitmedi bu cevap zırt pırt bi sürü şey anlattı şimdi düşünüyorumda mesleğime karşı olan sevgisizliğimden sebep bi on yıl sonra yok olduğunu düşünüyorum oysa ki dünyanın kuruluşundan beri belkide var olan ve kıyamete kadar ihtiyaçları olacak insanların bize.

Üniversiteye girebilmek için herşeyden vazgeçecek olanlar var hatta bir işe girebilmek için ve şu an şımarıklık yapıyorum belki de ki gerçekte de şımarığımdır.Ama hisettiklerim bunlar.

Tek bildiğim bi çok rengin tadına bakmak istediğim.Mecbur değilim çalışmaya ve bu şansı kullanıp gerçekte ne istediğimi öğrenmeye çalışcam.Kariyer odaklı bi hayatım olmayacağı konusunda kendime güveniyorum hayatımın huzur ve mutluluk odaklı olacağı muhakkak eğer bunu sağlayan ev hanımı olmaksa onu seçmekte de şüphe etmem.Belki de yazmaktır kaderim, belki de bi gün uyanıcam ve mesleğime aşık olucam bilmiyorum.

Aslına bakarsanız bu belirsizlik, hayatın getirceklerini beklemek ne olduğunu bilmemek ve her an olabilecek süprizler muhteşem!Her sabah uyanıp günün sonuna kadar hayatının değişebileceği fikri kanın daha hızlı akmasına sebep kalbin tık tık sesine sebep ruhun pembesine sebep.


Sonuç:Yarın ölebilirim hatta şimdi ardımdan insanların gülümseyen bi ben hatırlamalarını isterim ama herkes beni sevmek zorunda değil çünkü benim sevdiğim kişilerde az ve öz.
Elhamdülillah aldığım ve verebildiğim her nefes için!



Amine!*
30012012/2223pazartesi

1 Şubat 2012 Çarşamba

Karla kaplı o yokuştan aşağı bende kaydım.


Sitelerle kaplı bi şehrin çocuklarıyız çoğumuz yurtdışında yaşadığım dönemdede apartman çocuğuydum istanbul a yerleştiğimizde de apartman çocuğu sıfatım devam etti.Allah razı olsun ailem hergün parka götürür haftasonları hep bi aktivite ile geçerdi ben şanslı bir ''apartman çocuğu''ydum.Benim en büyük şanslarımdan biri uzun yıllar evimizde televizyon olmamasıydı biz akşam yemekleri ritüeli olan akşamları çay eşliğinde sohbetini yapan bi aileydik.

Annemin dostları komşularıdır mesela bi ayşe teyzemiz var ayrı bi dünya bu kadar çok konuşup hem güldüren hemde kendini sevdiren bi hatun yoktur sürekli bi organizasyon yapar sadece kendi evinde yapmaz diğer komşuların evlerine gidilcekse bi kahvaltı organizasyonu varsa Ayşe teyzeden sorulur.Dün kahvaltıda beraberdik yine çok güldüm Ayşe teyzeme.

Sonra ciciannem var o ayrı bi dünya benim için anne yarısı ötesi yok.Cici annemde komşumuz ama evinin evimden farkı yoktur çok fikrini aldığım evi evim gibi kokar o derece.Evine gidip acıktım diyebileceğim nadir insanlardan biri.

Biz şanslı azınlığın içindeyiz çünkü etrafımızda ki sitelere bakıyorumda sanki insan yaşamıyor betonların içinde kaybolmuşlar beton olmuşlar yoklar.Çocuk sesi yok olsa rahatsız oluyorlar zaten.Parklar desen bomboş.

Bugün farklıydı ama dünde.Karın yağması herşeyi değiştirdi insanlar betonların arasından çıktı.Bizim apartmanın çaprazında bi yokuş var bu kadar kara dayanamadı tabii ve bir piste dönüştü.Özellikle gece yarısından sonra karanlığın verdiği gizlilikle herkes kendini oraya attı poşetle kayanda vardı kızakla kayanda anne de vardı babada 4 yaşaında çocukta vardı gençte vardı yaşlıda.

Ben yoktum bu aralar erkenden uykum geliyor uykulu gözlerle onlara baktım ve uyudum ama bugün öğleden sonra cici annemin 13 yaşında ki oğluyla ki kardeşimden farkı yoktur doğumundan itibaren evimizde elimizde büyüdü derler aynen öyle gerçek prensim o benim!Onunla attık kendimizi karlara önce kafamı kara gömdü sağolsun ardından bizde soluğu yokuşun başında aldık.Bi abimin kıyağı sayesinde elde ettiğimiz kızakla kendimizi bıraktık aşağı!20 li yaşlarında bi kızım keyfim yerinde Elhamdülillal acılarım yaralarım var elbette imtihan dünyası sonuçta ama bugün ordan aşağı kayarken ne sıkıntım vardı ne derdim ben ben bile değildim neşe mutluluk huzur adına ne derseniz deyin oydum ben.

Çok defa kaydım etrafımda en büyüğü 12 yaşında oan çocuklarla bazısı bayağ uzak oturuyor sırf kaymak için gelmişler çığlık atıyorlar, sohbet ediyorlar, kıpkırmızı burunlarıyla acayip şekerler ve hepsinden önemlisi çocuklar çocukluklarını yaşıyorlar dünya umurlarında değil tıpkı benim gibi.Bugün onlardan biri olduğum için çok mutlu oldum oblardan çok daha büyük olmamı umursamamaları ama bana yardım etme çabalarıda takdire şayandı hepsi kaymanın püf noktalarını öğretti bana.

Ben bugün öğleden sonra güneşin ışıltıları altında 12 yaşında oldum.Baktım ki aslında hiç büyümemişim.Bi kez daha sevdim kendimi ve şükür ettim Rabbime.

Sonuç:Elhamdülillah çocukluğumu yaşadım ama okulda çok fenaydım gözlüklü ve ''çalışkan'' öğrenci var ya hani hocanın sağ kolu, boyu uzun olduğu için sınıfta ki herkesten büyük görünen kız işte o bendim.
İlkokul arkadaşlarıma sesleniyorum sizi hocaya şikayet ettiğim için pişman değilim yine olsa yine yaparım.

Amine!*

01022012/1502çarşamba

27 Ocak 2012 Cuma

Banka kuyruğu diyorum ve susuyorum.


Bencil, huysuz ve ziyadesiyle şımarıklığıyla tanınan ama gülen yüzüm sayesinde bunları egale eden ya da öyle olduğunu zanneden bir kız olarak uzayan şeylerden hiç hoşlanmam özellikle beklemekten.Ama kader beni bigün bankada bi atm önünde o korkunç sırada beklememi emretti.
Yaklaşık iki ay önce, bi mevzu için para yatırmak için bi bankada başıma geldi.Güzel vatanımın (yazıcı burda güzelliği gerçek anlamıyla kullanıyor), güpgüzel bankalarından birinde (yazıcı burda hiciv gibi bişey yaptı çünkü banka gerçekte berbattı) para yatırmaya gitmemle başladı.Vezneden yapmıyorlarmış işlemi atm den yükleyecekmişiz çünkü 'yukardan' öyle demişler, bende eyvallah dedim dışarıda ki uzun sırada ki yerimi aldım.Her zaman olduğu gibi son güne bırakmıştım işimi ve geç saatlerde uyanmamdankaynaklı mecburdum beklemeye.Yaklaşık 57 dakika bekledikten sonra sıranın bana gelmesine iki kişicik kalmışken atm de problem çıktı neymiş efendim para mı koyuyorlarmış öyle bişey çektim ya sabrımı durumun düzelmesini bekliyorum bu sırada da kulaklığımı çıkardım bi gelişme olursa haberim olsun diye.
Buraya kadar donmuş ellerim ve sıra beklemekten başka problemim yoktu ama kulaklıklar çıkınca tüm gerçekler kulaklarıma dolmaya başladı.Önümdeki çift çocukta böyle bi hippi havası vardı vurdumduymaz uzun sakal saç şapka falan yanında ki de nişanlısı at kuyruğu saçları ve uzun boyu dışında sıradan biri bi de sürekli konuşması gibi ufacıcık bi özelliğe sahip.Nişanlı olduklarını da bu sayede öğrendim pardon öğrendik bütün bekleyenler olarak.''Ayyy aşkımmmm o sitede ki evi mi tutsak jakuzisi bile vardı'', ''canımmmm senin o işe girme bence hiç sevemedim orayı hem ben zırtta oturmak istiyorum orası pırtta'', ''ayyyyy aşkımmm ben evlendikten sonra mastır yapsam mı yoksa çocuğumuz olunca mı girsem ayyy çocuklarımızzzz mı desem acaba'' tabii çeşitli 'cilvemsi'' hareketler mevcut yalnız çocuktan hareket yok arada kafasını çevirip gülümsüyor en son ''aşkitommmmm sen beni dinlemiorsunnn amaaa'' dedi ve şen dullar şeklinde güldü o sırada kendimi bankanın içine attım yoksa kızın at kuyruğu elimde kalıcaktı.


Ne olur vezneden yapın şu işi diye görevliye yalvarmak için yerimi aldım ama gözlüklü amca sert ve netti ya sabır deyip dışarıda sıradaki yerimi alıpıkları ne dediler içerden vb sorularını cevapladıktan sonra yan döndüm ki korkunç çifti görüp ''aşk'' ile ilgili hayallerim sona ermesin diye bu kezde arkamda ki iki tane liseli bünye beni benden aldı yok x ona çıkma teklif etmiş diğer kızda altta kalmıyor tabii ''o mu bana da yazmıştı bi ara faceden ama ben yüz vermedim'' diyor ve golü tam atacakken, dier kız atağa geçiyor ''senin ki de bana yazıyor faceden hatta twitten dm bile atıyor arada niye büyütüyorsun ki arkadaşlar birbirine yazabilir'' dedi ve golü attı ikiside güldü sonra o gülüşü pek çözemedim.Kalbim hafiften sıkışırken bi görevli geldi oldumu acaba diye ekrana bakıyordu ki ben bi kez daha atak yapıp ''içerden yatırsak olmuyor mu'' dememle ''başbakanın böyle emretti'' dedi sonra da ''olmamış'' dedi içeri girdi normal de cırlayan bi yapısı olan ben sadece sustum.Klasik olarak başörtülü herkes malum partiye oy verir malum parti başkanına hayrandır bakış açısına sahip beyin hücreleri ölmüş biriyle hiç uğraşamazdım bu soğukta zaten adamın sözlerini benden başka kimsede fark etmemişti önümde ki çift ''cilveleşmeye'', arkamda ki kızlar ''dost sohbetlerine'' devam ediyordu arka tarafta arkadaşına starbuckta kahve içtiğini söyleyen birinden, bizim kızla buluşcam diyen garip insancıktan, abi beyoğlu yıkılıyor diyen çocuktan bahsetmiyorum bile çünkü kalbim dayanmıyor.


Tüm bunların üzerine Bismillah deyip bir kez daha içeri girdim ve yaklaşık 1saat 27 dakikadır beklediğimi söyleyip ''müdürünüzle görüşeceğim'' diye çıkışımı yaptım bu arada da bankanın müşteri hizmetlerini arıyorum ama kimseye ulaşamadım.Çok şükür geçte olsa vezneden yatırdım para mı ve dışarı çıkıp içerden yatırabilrisiniz paranızı deyip son iyiliğimide yapıp ordan uzaklaştım hemde olabildiğince hızlı.
Sonuç:Bankada sıra beklemek sabrı öğretiyor insana bi de işini son güne bırakmamayı işin olduğunda erken kalkmayı bi de gelecekte ki sevdiçeğine ne olursa olsun asla 'aşkitommmmm'' dememen gerektiğini.
Banka sevmediğimiz ve sevdiğimiz herşeyin bir araya gelmiş halidir.
Amine!*
26012012/2209perşembe

26 Ocak 2012 Perşembe

Bende cocuktum ve o zamanlar sevmezdim pembeyi

Çocukluğum kı herkese göre hala küçük bı kız çocuğuyum, Power rangers oynarken bütün kızların pembe olmak istediği, pembe tokalar taktığı, barbılerine pembe ciciler kendilerinede pembe ciciler aldırdıkları bı dönemdi.Herkesin sevdiği bı rengi sevemezdim zaten su “inek” öğrencilerden biriydim.

Bende kendime mavi rengi seçtım sarı Power ranger da kızdı kendime onu sectım barbielerime gelince onların başları ve gövdeleri bir arada durmuordu zaten.Zaten hayatım boyunca oyuncaklarını kutularda yıllarca saklayanları hiç anlayamamısımdir onlar oynamak için değil mı yanı annemın bıdı bıdı teyzenın kızının barbısı kutusunda nasılda saklıyor asla mantığıma uymuyordu ben sonuna kadar oyuncaklarıyla oynayan ve sömüren bı çocuktum pişman mıyim asla! Maviyi seçmiştım hatta odamı bile mavi renge boyatmıştım su gozyüzü mavisi olanından hani uçuk uçuk.Bi hata vardı bu renkte, soğuktuda zaten daha sonra daha büyük bi odaya terfi ettim “mavi duvarli” odamı misafir odasına dönüştü.Lilayı sevdim sonra o da çok zor bı renkti nedense bende depresif etkilere sebep oluyordu.

Bu arada büyüdüm kimine göre çok kimine göre hiç ama büyüdüm ve pembeden kacamayacağımı anladım.Benim pembemin tonu farklıydı hatta adımı bile “tozpespembe” yaptım tozpembeyle, pespembenin karışımı belki her şey bittikten sonra geriye kalan tozda ki o pembeydi ama “tozpespembe” ydim işte.

Bi çok rengi severim aslında gri dışında.Hayata keskin çizgilerle bakan bı ben için gri çok arada kalmışligi, sisleri, insanların arkasına saklandığı yalanları hatırlatıyor geçen yıla kadar kıyafetlerımde bile tercih etmezken artık benim de “gri”lerim var, hayatımdan çıkmış “gri” lere ithafen.

Aslında düşünüyorum da benİm bu pembe, toz, pespembe takıntım belkıde büyüklerin “40 defa söylersen gerçek olur” masalına dayanıyordur hani pembem kırklanırda tozpembe, pespembe bı hayatım olur kim bilir.

Sonuç:Pembeyı çok sevsekte kırmızının yeri ayrıdır gönlümüzde bı narçiçeği olsun kan kırmızısı olsun ama olsun muhakkak.

Amine !*

09012012/2157pazartesi

Yok ben senin bildiğin ''başörtülü'' kızlardan değilim.

Neymiş efendim giriş gelişme sonuç olmalıymış yazının planını çıkarmalıymışsın falan filan.Hayatım boyunca genellemeleri sevmeyen kendine göre isyankar ‘ben’ bunu da kabul etmedim tabii ki o sebepten yazının başıyla sonu arasında ‘fark’lar olabilir tabii bu sana göre çünkü hayatta ki herşey bağlantılıdır okuduklarından, ziyade kelamlarımın sana hissettirdiklerine dikkat edersen sorun çıkmaz ya da çıksın orası sana kalmış ben yazmak istediğimi yazacağım her zaman.(Yazıcı yani ben burda ‘sen’ diyerek okuyucuya samimiyetini göstermeye çalışıyor.öyle işte.)

Başörtülülerin ait olduğu ”muhafazakar” çevreye ait olmadım hiç bi zaman, annem ve babam kimseyi sınıflandırmadı hayatımızda ki, beni de belli kalıplara sokmaya çalışmadılar belki de o sebepten.Hristiyan bi komşumuz vardı mesela biz Türkiye ye dönerken ne kadar çok ağlamıştı, küçük yaşıma rağmen hala hatırlıyorum o gözyaşlarını tabii komşuluğunu da bi de bana aldığı çikolataları.

Vakıf üniversitesindeydim ama tahmin edilende değil ve grubumda başörtülü kız da yoktu, okulda da çok yoktu zaten.Özellikle tercih etmedim ama böyel oldu.

Bi dönem arafta kalmadım değil.O zaman ”muhafazakarların” ucundan baktım yalan yok.Acaba ben onlara mı aitim diye ama gördüğüm tek şey birbirini arkadan vuran dostlar, buna rağmen çıkarları için birbirine gülümseyen insanlar, gösteriş için namaz kılanlar ve hep o çevrede olduğu için kapalı olan kızlar, tabii bizzat yaşadığım vefasızlıklar, kazıklarım da oldu onlar apayrı.Benimde hatalarım olmuştur.

Bende yaptım işte o ayrımı.

Oysa ki hepsi, hepimiz özümüzde insandık.Kurallar belliydi kimimiz yapmayı tercih ettik kimimiz yıkmayı.Sadece namaz kılıyor diye adamı göklere biz çıkardık, başı kapalı diye evlenicek kız katagorisine biz soktuk.

Mesela ben; sırf mümin gibi görünüyor diye dost seçtim kendime, başörtüleride güzeldi.Sonra onun birileriyle ilgili yaptığı dedikoduyu dinleyip bi günde benimle ilgili dedikodu yaptığını duyduğumda kızma hakkım olmadı, onun dostlarını yarı yolda bıraktığını görüp kendime dost seçtim beni yarı yolda bırakmasına şaşırmamın da bi anlamıda yoktu bu durumda.

Gerçekten muhafazakar yaşayanlar elbette var, muhafazakar-mış gibi yapanlarda var.

Kimseyi katagorize etmeye gerek yok.

Sonuç:Günah benim günahım, sevap benim sevabım.Cezalandırcak olanda affedecek olanda ödüllendirecek olanda Allah (c.c) seni bağlamaz.

Amine !*
16012012/0536pazartesi